SGK Rehberi

Çalışan, Emekli ve İşverenin Haber ve Bilgi Portalı

Haberler » Medya Haberleri » Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri de 657 sayılı Kanun'dur!

Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri de 657 sayılı Kanun'dur!

Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri de 657 sayılı Kanun'dur!

Ahmet Ünlü yazdı.....

Türkiye’nin

Sayın Cumhurbaşkanı Ankara Ticaret Odası’nda düzenlenen 15 Temmuz ve İnsan Hakları Paneli'nde konuşurken şu ifadeleri kullanmıştır; “Devlet besledi, devlete ihanet ettiler bunlar. Zaten Türkiye’nin en önemli sorunlarından bir tanesi de 657’dir (Devlet Memurları Kanunu). Bu 657’nin de eğer bir mutabakat sağlanabilse aynen Batı'da olduğu gibi, 657’nin memur-işçi ayrımı değil, tamamıyla çalışanlar olarak değiştirilmesi lazım.” Bu yazımızda konuyu detaylandırarak açıklamaya çalışacağız.

657’nin memur-işçi ayrımı yerine “çalışan” kavramı sorunu çözer mi?

İşçi-memur ayrımı yerine çalışan kavramının kullanılması tek başına sorunu çözmez. Elbette bunun için de Anayasa değişikliği yapılması gerekeceği açıktır. Böyle bir değişikliğin ise ciddi tartışmaları beraberinde getireceği kuşkusuzdur. Bize göre bu konuda mutabakat sağlanması da oldukça zordur.

Bize göre, sorunun kaynağı kavramlardan ve statülerden ziyade içeriktedir. Ancak, yapılacak her yeni düzenlemede günü kurtarmaktan ziyade uzun vadeli düşünmek esas olmalıdır. Aksi takdirde memurlar, amirlerin iki dudağı arasında perişan edilir.

Zaman zaman bu köşeden personel mevzuatıyla ilgili birçok konuyu eleştirmiş ve yapılması gerekenleri de izah etmiştik. Ancak, geçen zaman içerisinde otoyollar, havaalanları, köprüler vb. birçok projede inanılmaz başarılar elde eden ülke maalesef personel konularında sınıfta kalmıştır. Öyle ki personelle ilgili birçok mevzuatın yürürlükte olup olmadığı dahi bilinemez hale gelmiştir. Bu durum ise ister istemez memurların kafalarını karıştırmaktadır.
Bu köşeyi takip edenler kamu personel sayısının dahi bilinmediğini ısrarlarla yazdığımı hatırlayacaklardır. Yine 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun birçok maddesinin mülga olmasına rağmen hala varlığını sürdürdüğünü ifade etmiştik. Maalesef yazılan çizilen eleştiriler hiçbir işe yaramadı ve mülga maddeler varlığını hala sürdürüyor.

Sorun işçi-memur ayrımı mı yoksa aşırı memur güvencesi midir? 657 sayılı Kanun’un Güvenlik başlıklı 18’inci maddesinde hangi hallerde memurluğun sona erdirileceği açıkça belirtilmiştir. Yine bu kanunun değişik maddelerinde hangi hallerde memuriyetin sona ereceği ya da erdirileceği ifade edilmiştir. Buna göre devlet memurlarının; 657 sayılı Kanun hükümlerine göre memurluktan çıkarılması, memurluğa alınma şartlarından herhangi birini taşımadığının sonradan anlaşılması veya memurlukları sırasında bu şartlardan herhangi birini kaybetmesi, memurluktan çekilmesi, istek, yaş haddi, malûllük sebeplerinden biri ile emekliye ayrılması veya ölümü hallerinde memurluğu sona ermektedir.

Bu haller dışında memurların görevi sona erdirilememektedir. Bu hallerin gerçekleşmesi halinde dahi konu idari yargıya taşınırsa yargının verdiği karara göre işlem yapılmaktadır. Zaman zaman vicdanlarda dahi mahkûm olan birçok kişi yargı tarafından aklanabilmekte ve kamu kesimi bu personelle çalışmak zorunda kalmaktadır.

Statü değişikliği güvenceyi sona erdirir mi?

Her statü değişikliği güvenceyi sona erdirmez. Özellikle uzunca bir süre önce memurların sözleşmeli statüye geçirilmeye çalışılması acaba güvence kalkıyor mu endişesini beraberinde getirmiştir

Memurların sözleşmeli olması tek başına iş güvencesini ortadan kaldırmaz ve kaldırmamıştır da. Özellikle de göreve alma ve göreve son vermenin şartları açıkça belirlendikten sonra iş güvencesi açısından sorun oluşmaz. Kaldı ki idari yargının yerleşik içtihatları, statüye bakmadan iş güvencesini koruma yönündedir ve bu durumun değişeceğini de düşünmüyoruz.

Nitekim 399 sayılı KHK kapsamındaki sözleşmeli personelin sözleşmesi yıllık olmasına rağmen iş güvencesi açısından sorun oluşmamıştır. Hiç kimse, sözleşmenin yıllık olmasını sözleşme bitince personelin kapı dışarı edileceği gibi algılamamıştır. KHK’nin uygulamaya başladığı ilk yıllarda küçük çaplı sorunlar çıkmış ancak, Danıştay kararları çerçevesinde iş güvencesi pekişmiştir. Amaç yüksek ücret, düşük iş güvencesi iken, yargı kararları ile yüksek ücret ve yüksek iş güvencesine dönüşmüştür.

İşçilerin iş güvencesinin memurlardan daha düşük olmasının sebebi nedir?

İşçiler memurlara göre iş güvencesi açısından daha risklidirler. Görevi sona erdirilen bir memur İdari Yargı'da davayı kazandıktan sonra göreve başlatılmama gibi bir durumla karşılaşmaz. Ancak, işçilerin kamu kesiminde veya özel sektörde olmasının işe iade açısından bir farkı yoktur.

4857 sayılı İş Kanunu’nun Geçersiz Sebeple Yapılan Feshin Sonuçları başlıklı 21’inci maddesinde; “İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işveren, işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur. Mahkeme veya özel hakem feshin geçersizliğine karar verdiğinde, işçinin işe başlatılmaması halinde ödenecek tazminat miktarını da belirler” hükmüne yer verilmiştir.

Bu hüküm gereğince ister kamu işçisi, isterse özel sektör işçisi olsun adli yargı mercilerince işe iade davası kazanılsa dahi işe başlatılmama riski vardır. Yani işçi statüsünde görev yapan personel, mahkeme kararında belirtilen en az dört en fazla sekiz aylık ücret tazminat ödenilerek işe başlatılmayabilir. Böyle bir durum 657 sayılı Kanun kapsamında olan bir personel için söz konusu değildir.

İş güvencesinin kaynağı Anayasa mı yoksa 657 sayılı Kanun mudur?

İş güvencesinin kaynağı ne memur statüsü ne de anayasal güvencedir. İş güvencesi kanunla sağlanır. Nitekim memurların iş güvencesinin kaynağı 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yer alan katı kuralları ile idari yargının tutumudur. Şayet yukarıda belirtmiş olduğumuz 4857 sayılı Kanun’un 21’inci maddesinde yer alan hüküm olmasaydı, işe iade davasını kazanan işçilerin göreve başlatılması gerekirdi. Ancak, göreve başlatılmama halinde yaptırım açıkça belirtildiği için bu yaptırımı göze alan işverenler işe iade kararını uygulamama seçeneğini kullanabilmektedirler.

İş Kanunu’nda böyle bir düzenleme var diye kamu işçileri güvencesiz bir durumda değildir ve keyfi bir şekilde kapı dışarı edilmemektedir. Özellikle güçlü işçi sendikalarının olduğu dikkate alındığında, kamu işçileri açısından bu durumun güvencesiz bir durum diye algılanması doğru değildir. İşin sendikal boyutuna ise hiç girmiyoruz. Çünkü, işçi-memur ayrımı yerine sadece çalışan ifadesi getirilirse memur sendikalarının durumu ne olacaktır? Memur sendikaları, kendi geleceklerini tehlikeye atacak düzenlemelere sıcak bakacaklar mıdır? Hasılı bu hamurun daha çok su götüreceğini belirtmek yanlış olmayacaktır.

 
 
 
Bu haber 6663 kez okundu

BENZER HABERLER

YORUM YAZ

BU HABERE YAPILAN YORUMLAR

SGKREHBERİ'NE SOR