Kamudaki saltanat alanları yıkılmadan vergi artışı yapılmalı mı?

Kamudaki saltanat alanları yıkılmadan vergi artışı yapılmalı mı?

Tarih :
Kamudaki

Bugünlerin revaç konusu Motorlu Taşıt Vergisindeki fahiş artıştır. Elbette Ülkenin selameti için herkes elini taşın altına koymalıdır. İyi de milyonlarca vergi mükellefinin vergileriyle finanse edilen kamu harcamalarının etkin ve verimli kullanılmasını istemek de hakkımız olsa gerektir. Vergi artışından önce kamu kaynaklarının kullanımında miras yedi tarzda hareket edenlerin elinden kamu saltanatının nasıl kurtarılacağı sorusu şuan gündemi meşgul etmelidir. Bu yazımızda bu konuyu gündeme taşıyarak nasıl bir yöntemle bu saltanat alanlarının nasıl sona erdirileceğini açıklamaya çalışacağız.

1- Kamudaki araç saltanatı

Bu köşeyi takip edenler kamudaki araç saltanatını sık sık gündeme getirdiğimizi hatırlayacaklardır. Tasarruf tedbirleriyle ilgili 2007/3 sayılı Başbakanlık Genelgesinde resmi araçların nasıl kullanılacağı çok net bir şekilde belirtilmiştir. Ancak, uygulamanın hiç de Genelgede yer aldığı şekliyle olmadığı cümlenin malumudur ve kimsenin de bu konudan bir rahatsızlığı yoktur. Başbakanlık Genelgesinde ne yazarsa yazsın herkes bildiğini okumaktadır. Öyle bürokratlar var ki kamuya ait her şeyi kendi özel eşyasından daha titiz kullanır ve kullandırır. Üzülerek belirtmek gerekir ki kamuda bunların sayısı oldukça azaldı. Maalesef kamuda iyilerden ziyade kötüler emsal olmaya başladı.

Genelgeye göre, bırakın genel müdürler ve eşitlerinin hizmet aracıyla sabah akşam görev yerine gelip gitmesini, Genelgede ikametgahları ile görev yerleri arasındaki sadece sabah-akşam geliş ve gidiş yapacak unvanların her birinin birer makam aracı birer de makam şoförü bulunmaktadır. Hatta hizmet araçları bazı bürokratların çocuklarının servis aracı olarak dahi kullanılmaya başlanmıştır. Kimsenin mevzuattan çekindiği filan da yoktur.

Bazı makam sahipleri kendilerini o kadar ağır hissetmektedirler ki yerli araçlar bu kişileri taşıyamaz hale gelmiştir. Bu makam sahiplerini Audi A-6 marka araçlardan başkası taşıyamaz hale gelmiştir. Üzüm üzüme baka baka karardığı için de kamu kurumlarının üst düzey bürokratları açık yasağa rağmen bir yolunu bularak lüks araçları makam aracı olarak kullanmaktadırlar.

Bu konudaki suiistimali önlemek için çıkarılan Kamu Haznedarlığı Genel Tebliği dahi çare olamamıştır. Bu tebliğe göre, kurumlar mali kaynaklarının değerlendirilmesinde faiz veya kâr payı dışında ayni ya da nakdi herhangi bir menfaat temin edemez. Bu kadar açık ifadeye rağmen kamu bankaları bürokratlara hala lüks araç temin etmeye devam ediyorlar.

Kurum yöneticileri başka kurumların yöneticilerinin araçlarına bakarak Destek Hizmetleri Daire Başkanlarına aynı araçlardan istediklerini belirtirler. Formül bulmak destek daire başkanlarının işidir ve formül bulamayan gider. Her zorluk, sınırları zorlayarak çözüm buldurur. Çözümün hukuki veya gayri hukuki olmasının hiçbir önemi yoktur.

2- Lojman saltanatı nasıl sona erecek?

Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere, kamuda kanayan en büyük yaralardan birisi de kamu lojmanlarıdır. Emekli oluncaya kadar lojmanda oturan memurların varlığı bilinen bir gerçektir. Şimdi moda haline gelen bir alışkanlık da lojmanı olmayan kamu kurumlarının ya da lojmanı olduğu halde beğenilmediği için lojman kiralamasıdır.

Kamu Konutları Yönetmeliğinin kiralama suretiyle konut sağlanmasını düzenleyen 4 üncü maddesine göre bütçelerinde yeterli ödeneğin bulunması kaydıyla, bağlı ve ilgili bulunulan Bakanlığın teklifi ve Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Başbakanlıktan izin alınması suretiyle kamu kurum ve kuruluşlarının diğer personeli için de konut kiralanabilmektedir.

Kurumun istediği kadar lojmanı olsun. Her şey mevzuata uygun olduğu takdirde kim ne yapabilir ki? Eğer mevcut lojmanlar kurum amirinin hoşuna gitmiyorsa ve Başbakanlıktan izin almak da zorsa uygun bir Bakanlar Kurulu Kararnamesinin içerisine yazacağınız ve kimsenin de fark edemeyeceği bir ibareyle bu engel de aşılarak lojman kiralanması mümkündür. Konunun detaylarına ulaşmak isteyenlerin daha önce çıkan yazımıza bakmalarını öneririz.

3- Temsil harcaması savurganlığı nasıl sona erdirilecek?

Belirli makamlarda bulunan kamu görevlilerinin temsil ve ağırlama harcaması yapması kaçınılmazdır ve bu konuda kimse suçlanamaz ve kınanamaz. Zaten makul ölçülerde yapılan bu harcamalara kimsenin bir şey dediği de yoktur. Ancak, öyle kamu kurumları var ki bunların kullandığı temsil ve harcama giderleri dudak uçuklatabilmektedir. İşte sıkıntı bu tür kurumlarda ortaya çıkmaktadır. Şayet bir kamu kurumundaki temsil ve ağırlama harcaması bakanların kullanmış olduğu temsil ve ağırlama harcamasından fazlaysa bu konuya el atılması kaçınılmazdır.

Kamu kurumlarındaki en belirsiz konulardan birisi temsil ve ağırlama harcamalarıdır. Bu konuda kamu kurumlarının çıkardıkları yönetmeliklerde bazı ifadelere rastlıyoruz ama bunların son derece yetersiz olduğu görülmektedir. Halbuki bu konuda detaylı bir düzenlemeye ihtiyaç olduğu bilinen bir gerçektir. Ayrıca, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun Temsil giderleri ve yönetmeliği başlıklı 179 uncu maddesi gereğince Devlet Personel Başkanlığı ile Maliye Bakanlığının yaklaşık 49 yıldır çıkarması gereken bir yönetmeliği çıkarmaması da ayrı bir garabettir.

Bu çerçevede kamu kurumlarının bütçeleri içerisinde temsil harcamaları önemli bir kalem tutmaya başlamıştır. Özellikle kendi bütçelerini kendileri yapan kurumların bütçelerinde bu harcamalar önemli bir yer tutmaya başlamış ve temsil ve ağırlamanın yanına bir de tanıtım ilave edilerek harcamalar kamufle edilmeye çalışılmaktadır. Zaman zaman konuyla ilgili olarak Milletvekilleri tarafından verilen soru önergelerine verilen cevaplara bakıldığında ölçünün nasıl kaçırıldığı açıkça görülmektedir. Basına da yansıyan soru önergelerine verilen cevaplar konunun üzerinde ciddiyetle durulması gerektiğini açıkça göstermektedir.

Mevzuatın amir hükmü olmasına rağmen Devlet Personel Başkanlığı ve Maliye Bakanlığının görevini yerine getirmemesi neticesinde bu harcamaların nasıl yapılacağına ilişkin ciddi bir esas ve usul olmaması bu konudaki başıboşluğu ortaya çıkarmaktadır. Bizim gibi ülkelerde ciddi bir yoksul kesim olduğu dikkate alındığında niçin bu konuyla ilgili ciddi bir mevzuat düzenlemesi yapılarak bu konudaki usulsüzlüklerin önüne geçilmediği de, üzerinde durulması gereken önemli bir soru işaretidir. Ümit ederiz ki ne anlatmaya çalıştığımız anlaşılmıştır?

4- Sonuç ve öneri

Şayet yukarıda belirtmiş olduğumuz saltanat alanlarına dur denilmek isteniyorsa öncelikle parayı kullanan birimlerin başındaki insanların yani destek hizmetleri daire başkanlarının veya eş değer görevlerde olanların koruma altına alınması gerekiyor. Amirlerin ya yol bul, ya yol aç ya da yoldan çekil dedikleri bir ortamda, maişet derdi olduğu müddetçe bu insanların koruma altına alınması gerekiyor. Bunun tek yolu da bu görevlerin tamamına yapılacak atamanın ilgili Bakan, Maliye Bakanı ve Başbakan tarafından yapılmasının sağlanması yönünde düzenleme yapılmasıdır. En azından bu yöntemle düzgün iş yapmaya çalışan dürüst insanların koruma altına alınması sağlanmış olur. Ayrıca, parayı kullanan insanlar her dönemde titizlikle seçilmiştir. İşte bu husus akıldan çıkarılmamıştır.

Sizce de vergi artışı bu saltanatların yıkılmasından sonra yapılmalı mı?


Kaynak : SGK Rehberi

İlgilinizi Çekebilir