Anasayfa » Medya Haberleri » Dr. Murat Kubilay Yazdı: '2. Perde Zirveden Döndü'

Dr. Murat Kubilay Yazdı: '2. Perde Zirveden Döndü'

Dr. Murat Kubilay Yazdı: '2. Perde Zirveden Döndü'

Dr. Murat Kubilay Yazdı: '2. Perde Zirveden Döndü'

Tarih :
Dr. Murat Kubilay Yazdı: '2. Perde Zirveden Döndü'

Kasım ayı ekonomi yönetimi ve finansal piyasalar için sürprizlerle geçti; ekonomide yeni bir anlayışa geçildiği beklentisi oluştu. Bu esnada kovid-19 patladı ve Joe Biden ABD başkanı oldu. Sorumuz şu; ekonomik krizde erken final mi yaptık, yoksa finali 2021’e mi bıraktık?

Bu bilgiselle ekonomi yönetimindeki değişiklikler, oluşturulan iyimser beklentiler, yabancı finansal kuruluşların bakış açısı, nasıl bir acı reçeteden bahsedildiği, yerlilerin siyaset ve ekonomiyi iç içe geçiren algıları ve bundan sonra olacaklara dair senaryoları değerlendireceğim.

Bu sefer az veri ve çok yorum yapacağız; çünkü hikâyenin sonu ekonomi yönetimine değil, siyasi otoritenin kararına bakıyor. Verileri özetleyelim; kamu borcu seviyesiyle bu borcun döviz oranı ve kamu bankalarının kredi hacmi rekor düzeyde. Elde geri adım dışında araç yok.

Öncelikle bu bilgiselin bir yazı dizisinin 5. parçası olduğunu hatırlatalım. Ekim 2019’daki yazıda buhranın 2. perdesinin yaklaştığını; kredi pompalanması, düşük faiz ve rezerv satma politikasının sürdürülebilir olmadığını belirtmiştik.

2020 Mart başındaki yazıda, henüz kovid-19 Türkiye’ye gelmeden ve Fed. başta olmak üzere küresel merkez bankaları yeniden parasal genişleme ve 0 faiz politikasına geçmeden; 2. perdenin başladığını ilan etmiş ve sermaye kaçışının gerçekleşeceğini söylemiştik.

Haziran 2020’deki yazıda ise yaz aylarının kurda bir miktar değer kaybı ve fiili faizlerdeki artışla ile atlatılabileceğini; ancak büyük bir finansal istikrarsızlığın bizi beklediğini vurgulamıştık. Maalesef öyle de oldu; faiz ve kurda sıçramalar başladı.

Eylül 2020’deki yazıda ise finansal istikrarsızlığın zirveye doğru ilerlediği uyarısında bulunmuştuk. Ardından beklentilerin aksi şekilde faizler sabit tutulmuş; yerli ve yabancı yatırımcının güven kaybı sonucunda süreç 7,80 dolar kuru seviyesinden spekülatif atağa dönüşmüştü.

Sonra sürpriz bir kararla Albayrak’ın tavsiyesiyle göreve getirilen Murat Uysal’ın görevden alındığı; yerine para politikası ve bankacılıkla hiçbir alakası olmayan ve sarayda Erdoğan’ın yanında çalışan önceki Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın atandığını öğrendik.

Albayrak’ın atama ve karar önerilerine Erdoğan’ın nihai şekli vermesiyle ekonominin yönetildiğini biliyoruz. Albayrak’ın kısmi özerkliği piyasaya müdahalecilikle rahatsız ediyordu ancak faiz artırımı kaçınılmaz olduğunda Eylül ayındaki gibi esneyebiliyordu.

Albayrak’ın Erdoğan tarafından muhtemelen beklenmeyen ve hemen kabul edilmeyen istifası; herkes için sürprizdi. Erdoğan’ın çevresindekiler Albayrak’ın çok başarısız olduğunu ve bu istifadan ötürü piyasanın memnuniyetini kur düşüşü ile gösterdiğini belirtmiş olmalılar.

Ağbal’ın TCMB deneyiminin olmaması, Albayrak’ın yerine Kemal Derviş’i anımsatan tarafsız bir akademisyen veya yurt dışında çalışan bir finans profesyonelinin atanmaması; ekonomi yönetiminde bazı değişikliklerin mümkün olduğu ancak sınırlı kalacağının işareti oldu.

Lütfi Elvan’ın atanması; Ağbal ile birlikte yabancı yatırımcılara piyasa dostu mesajlar vermeleri; Erdoğan’ın iç ve dış politikada yeni bir sürece geçildiğine dair sözleri ve ABD seçimlerinin ardından Biden ile kurulmaya çalışılan ilişkiler genel iyimserliğe neden oldu.

Bu doğrultuda TCMB politika faizini artırarak %15’e çekti ve para politikasında sadeleşmeye gidildi. Ötesi karar metninde vatandaşın dolarizasyonu ve döviz rezervlerinin yetersizliği gibi konulara atıfta bulunuldu; yani samimi bir enkaz raporu gerçekten yapılmıştı.

Faize ek olarak bankaların kredi vermesini, Hazine borçlanma ihalelerine katılmalarını ve dövizlerini swap ile TCMB’ye vermelerini teşvik eden aktif rasyosu BDDK tarafından kaldırıldı. Yurt dışına vadede TL veren swap sınırlaması ise tek sabit bırakılan oldu.

Böylece hikâyeyi şimdiki ana getirdik. Ancak hala bir eksik var. Ekonomideki hataların anlaşıldığı ve bunun neticesinde kaçınılmaz olarak uygulanacağı iddia edilen fakat ne olduğu tam bilinmeyen acı reçeteyi de açıklamak gerek.

Sosyal açıdan bakarsak asgari ücret, memur ve emekli zamlarının düşük tutulması; kamunun eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik kapsamlarının daraltılması ve sosyal yardımların kısılması bilinen acı reçete. Fakat konumuz gereği daha finansal maddelere odaklanalım.

Kamu harcamaları kısılacak ve artan borçluluk kontrol altına alınacak. Para politikası sıkılaştırılacak ve krediler daraltılacak. Dış politikada AB ve ABD yaptırımlarına neden olabilecek alanlarda geri adım atılacak veya yeni uzlaşı yolları aranacak.

Yerli ve yabancı yatırımcılara muğlak bir şekilde vaat edilenler bunlar. Karşılığında ithalatın yapılmasını zorlaştıran, dış borçların ödenemeyebileceği bir dış ödemeler krizi senaryosu ve buna eşlik edecek kur şoku ile sermaye kontrolünden kaçınılabildi.

Öyleyse asıl mesele şu; hâlihazırda dinamizmini yitirmiş bir ekonomide, yüzyılda bir gerçekleşmiş pandemi felaketi esnasında, yaşanan oy kaybı sonucu bünyesinden yeni partiler çıkmışken ortaklarıyla arasını açıp üstteki acı reçeteyi hükumet gerçekten uygulayabilir mi?

Para politikasındaki sıkılaşmayla başlayalım. Faiz artırımı ve politika sadeleşmesi ilk adımdı. Peki olası bir AB ve ABD yaptırımı gelirse bu faiz artırımlarının devamı gelecek mi? Mevcut sadeleşme ve artırıma Erdoğan’ın ne derece zor ikna edildiğini hatırlayalım.

Varsayalım ki resmi enflasyon oranı 2021 ilk çeyreğinde düşündüğümüz kadar yükselmedi ve dış yaptırımlara da maruz kalmadık. İşleri iyi gidiyor gibi. Peki o zaman Nisan itibarıyla faiz indirim dönemine girmeyeceğimizin garantisi var mı? Sıra geldi kredi hacmine.

Pandemi dönemindeyiz ve şirket ciroları haliyle düştü. İster faiz isterse kur kaynaklı olsun finansman giderleri de iyice yükseldi. 3 büyük kamu bankasının kredi hacmi neredeyse tüm kredi pazarının yarısına ulaştı. Batık kredilerse yapılandırılma makyajıyla raporlanmıyor bile.

‘Piyasada para yok veya para dönmüyor’ şeklinde toplumda ifade edilen bu durum; kredilerin iyice durdurulmasıyla gerçekleşecek. Ötesi batık halde olup yalnızca kâğıt üstünde yaşatılan şirketlerin de artık raporlanması gerekecek.

Gelelim maliye politikasına. Girişte belirtmiştik; kamu borcu 1,9 trilyon TL ile rekor kırdı ve bu borcun döviz oranı %58,2 ile rekor kırdı. Daha açık bir ifadeyle 1990’lı yıllara geri döndük. Üstelik iç borcun TL kısmının ortalama vadesi de sadece 2 yıl, yani çok kısa.

Hazine’nin kendi tahminlerine göre önümüzdeki 1 yılda 440 milyar TL tutarında iç borcu döndürmeye çalışacak. Üstelik Yeni Ekonomi Programındaki (YEP) iyimser beklentiler gerçekleşmez; kur artmaya devam eder ve vergi gelirleri düşerse daha fazlası gerekecek.

Bu ortamda kur da faiz de artmasın; ancak Hazine sorunsuz borçlanabilsin gibi bir beklenti gerçekçi değil. TCMB’nin yedek akçesi ve değerleme hesabı yeniden gündeme gelecek. Üstelik bu projeksiyonlarda Hazine garantili projelerin yükü sınırlı bir şekilde katılıyor.

Gelelim 3. madde olan dış finansal ilişkilere. Mart 2018’den bugüne Türkiye’nin içinde bulunduğu krizin temel nedeni dış borç. Dış borçlarda sınırlı azalma var ve bu azalmanın kaynağı yabancılara varlık satışı ile iç borcun bir kısmının döviz cinsine çevrilmesi.

Verilerle ifade edelim; vadesi 1 yıldan kısa dış borç miktarı 182 milyar dolar. TCMB rezervleri dış yükümlülükler ile swap yoluyla alınan ödünçler düşüldüğünde eksi 46 milyar dolar. Turizm sezonunun açılmasına aylar var ve dış ticaret dengesi hala iyi gitmiyor.

Tek olumlu durum yastık altına kaçış ve yurt dışına çıkış azaldı. Öyleyse yabancı yatırımcılarla ilişkilere değinelim. IMF konusu gündemde değil ve bir süre daha olmayacak. Swap anlaşmaları sonuçsuz kaldı ve yeni kaynak bulunsa bile birkaç milyar doları aşmayacak.

Demek ki Londra ve New York merkezli bankalarla masaya oturulması gerekiyor veya Çin ve Körfez gibi ilk gruptan tamamen bağımsız olmayan yeni bir grubun iştirak etmesi gerekiyor. Ancak bu derece borcun büyüklüğü ikinci alternatifi Türkiye için yetersiz kılıyor.

Tam da burada Elvan ve Ağbal’ın atanması sonrası Goldman Sachs, Citibank, Deutsche Bank, Societe Generale, TD Securities ve JP Morgan gibi önde gelen yabancı kurumlar tarafından yayımlanan; iyimser rapor ve yatırım tavsiyelerine değinelim.

Raporların genel paydası şu; hükumet kur patlamasının sonuçlarını anladı ve rota değiştirmeye çalışıyor; ancak değişiklik kolay değil. Diğer taraftan TL cinsi varlıklar çok ucuz ve sermaye kontrolü olmayacak; öyleyse Türkiye’ye bir şans verelim.

İşte bu beklenti nedeniyle kurda düşüş ve kısmen de olsa istikrar sağlanabildi; Türkiye ekonomisi nefes almaya devam edebildi. Ya eski normalde diretip yeni bir spekülatif atak, finansal istikrarsızlık ve sonucunda ödemeler dengesi krizi yaşanıp, işler sermaye kontrolüne varacak.

Ya da acı reçeteyi içirecek; ekonomideki ivme kaybı sonucu artan işsizlik ve iflaslar karşısında AKP oylarının her geçen gün yavaş yavaş erimesini eli kolu bağlı izleyecek. Manevra alanı bu kadar dar, işte o yüzden iç ve dış politikada değişim sinyalleri veriliyor.

AB ve ABD baskısıyla veya muhalefetin sıkıştırmasıyla iç politikada büyük değişim yaşanır mı pek sanmıyorum; bu konuyu uzmanlarına bırakıyorum. Peki ABD’nin Halkbank ve S-400 kaynaklı yaptırımları mümkün mü? Mümkün ama ayrıntılar da önemli.

ABD Kongresi S-400 tedariki dolayısıyla CAATSA isimli finansal yaptırımların Türkiye’ye uygulanması kararı almış ve Trump süreci dondurmayı tercih etmişti. CAATSA kapsamında 12 madde var; en az 5 madde uygulanmalı ve 4 tanesi daha sınırlı hasar verici. Neler olabilir?

Türkiye geri adım atabilir, Trump hızlıca Türkiye’ye az hasar verecek olanları seçebilir, Biden yaptırımı sert bir şekilde yürürlüğe koyabilir veya NATO müttefikliği çerçevesinde hafif maddeleri seçmekle yetinebilir. Bu konuyu da uzmanlarına bırakıyorum.

Ya kovid-19? Yabancı yatırımcıların ana varsayımı ile senaryoları oluşturuyoruz. Yani aşılar gelişmiş ülkelerde yılsonunda uygulanmaya başlayacak, Türkiye gibi ülkelere gecikmeli gelecek; fakat Türkiye Nisan ayında turizm sezonunu az kayıpla açabilecek.

Buraya kadarki kısmı özetleyelim; Albayrak’ın gidişini, TCMB ve BDDK’nın kararlarını, acı reçetenin kendisini, Erdoğan’ın olası oy kaybını, yabancı yatırımcıların Türkiye’ye son kez şans verdiğini, ABD yaptırımlarını ve kovid-19 beklentilerini konuştuk. Sırada olası senaryolar.

Özetle, acı reçetenin uygulanması 2020’nin son çeyreği ve 2021’in ilk çeyreğinde ekonominin yeniden küçülmeye geçmesi veya çok sınırlı büyümesi demek. Erdoğan’ın hem ortaklarıyla hem de vatandaşlarla olan meşruiyeti sürekli büyüme üzerine kurulu.

Önceki yazılarda belirttiğimiz, olasılığı düşük ancak memleket için en olumlu senaryo Albayrak’ın istifa etmesi veya görevde alınması idi. Ardından günü kurtarmak adına piyasa dostu yeni bir bakan ve ekonomi yönetimi kurulması bulunuyordu.

Albayrak’ın ‘görevden affının kabulü’ sonrasında bu beklenti oluştu. Ancak Elvan ve Ağbal tercihleri AKP’nin ekonomideki revizyonu sınırlı tutacağını gösteriyor. Erdoğan ekonomiyi Kemal Derviş’te olduğu gibi yatırımcıları temsil eden bir yabancıya bırakamaz.

Bu nedenle aylar öncesinde belirtmiş olduğum üstteki 1 numaralı senaryoda olmadığımızı söylemek istiyorum. Fakat yabancı yatırımcıların bir kısmı bu senaryoya inanmış durumda; bu nedenle dolar kuru hızlı bir şekilde yükselmiyor; ancak 7-8 arasında kalmakta da zorlanıyor.

2 numaralı senaryoda ekonomi yönetimi ile yatırımcıların didişmeye devam edeceği ama aradaki köprüleri de atmayacakları; böylece Türkiye’nin dış borç ödeyemez duruma düşmeyip sınırlı faiz artışı ile ve kurun 8-9 arasında tutulacağı senaryo var.

Ekim ayında TCMB’nin piyasa beklentisinin aksine faiz artırmaması sonrası bu senaryo tam olasılık dışı hale gelecekken; Kasım ayındaki değişim sonucunda yeniden ihtimallere dahil oldu. Ötesi önümüzdeki 3 ay için ana senaryom bu şekilde.

Bu dönemde kovid-19 beklenmedik etkiler gösterip küresel piyasalarda yeni bir şoka neden olursa veya Biden yönetimi CAATSA yaptırımlarını hızlı ve Türkiye hasmı şeklinde uygulamaya kalkarsa tabii ki işler hızlı değişir. Ancak Bu kısa süre Erdoğan’a verilmiş son şans.

Kasım ayındaki sürprizler yaşanana kadar ana senaryom olan; 7,80’de başlayan kur artışının spekülatif atağa dönüşerek 9-10 seviyesine çıkmak üzereyken yarıda kalan 3 nolu senaryom; artık A değil, B senaryosu. Peki, kur neden daha da fazla gitmez diyordum?

Çünkü daha gitmesi halinde son birkaç haftada kazara yaşananların; iş dünyası ve derin devlet gibi siyaset dışı unsurların baskısıyla Erdoğan’a zorla kabul ettirileceğini düşünüyordum. Önümüzdeki 3 ayda Erdoğan son şansını kullanamazsa gidişat yine bu yöne evrilecek.

Bu senaryoda Türkiye ekonomisi dış ödemeler krizinden yine kıl payı kendini kurtaracak ancak yarı felç halde yaşayacaktı. Bu senaryo Erdoğan’ın siyasi ömrünü kısaltırken buhranın 2. perdesinin şiddetini artırıyordu. Ancak yarıda kesildi ve 3 aylığına buzdolabına kaldırıldı.

Ta ki 2021’in ilk çeyreğinde enflasyon zirve yapıp Erdoğan’ın nihai faiz kararını verene kadar. Bu süreçte kredilerin daraltılması, kamu harcamalarının kısılması ve bu şekilde yoksulluk pahasına acı reçetenin içilmesi kaydıyla. Tabii dış yaptırım şokları da yaşanmazsa.

Mart ayındaki MHP ve AKP kongrelerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyleyeyim. Bu kongrelere giden süreçte şimdi olduğu gibi revizyon vaatleri olacak; bir kısmı yapılacak ve bir kısmı sözde kalacak; ardından belki Cumhur İttifakı tamam veya devam kararı alacak.

Erdoğan’ın medya hâkimiyetine rağmen acı reçete sonucu oy oranlarındaki düşüşü tespit etmesi halinde revizyon beklentileri belki de tamamen masadan kalkabilir; huylu huyundan vazgeçmeyerek kredilere dayalı ekonomiye bir kez daha gaz vermek isteyebilir.

İşlerin bu karamsar senaryoya doğru gidip gitmeyeceğini şimdiden söylemek zor; Erdoğan yabancı yatırımcıların vermiş olduğu son şansı bakarsınız kullanır ve iç politikada bizim şu anda öngöremediğimiz hamlelerde bulunabilir. Özetle 3 nolu senaryo arka sıraya düştü.

4 nolu senaryo ise yarı Arjantinleşme ismini verdiğim; içerisinde kur şoku, sermaye kontrolü ve itibarın bütünüyle yitirildiği kötü olaylar silsilesini içeriyor. Bu senaryoda kur 10 seviyesini aşabiliyor. Kasım ayı gelişmeleri bu senaryoyu daha da arka plana attı.

5 nolu senaryo ise tüm platformlarda asla olmaz dediğim tam Arjantinleşme. Sert sermaye kontrolü ve ötesinde döviz alımına ilişkin kısıtlamalar içeriyor. Bu durumun Türkiye’de olmayacağını çok kez belirttim. Gerçekleşirse dolar kuru aşırı yükselir, fiyatlaması bile zor olur.

6 nolu senaryo ise Erdoğan ve önceki bakan Albayrak’ın dahi asla başaramayacağı; dolar kurunun 1000 dahi olabileceği Venezuela durumu. Hiçbir şekilde bu durum gerçekleşmez. Bu kişiler doğuştan kapitalist; anti-kapitalizme karşı yaptırımlara maruz bırakılmazlar.

Özetle; 5 ve 6 nolu senaryolar asla mümkün değildi. 4 nolu senaryo düşük ihtimalliydi ve önümüzdeki 3 ayda iyice gündemden düştü. 3 nolu senaryo ana senaryoydu ve şimdilik geri planda kaldı; ancak Erdoğan’ın tepkisiyle 3 ayın ardından yeniden öne çıkabilir.

Önümüzdeki 3 aylık senaryoda 1 ve 2 nolu senaryolar çekişecek. Erdoğan son şansını kullanamazsa 1 nolu senaryo tamamen gündemden düşerek 2 ile 3 nolu senaryolar 2021’de tartışılır hale gelecek. Şu aşamada 2’deyim ancak sonunda bu iş yine 3’e dönecek gibi.

İlk durumda erken finalle en kötüyü atlattık diyebiliriz (2 nolu senaryo); ikinci durumda en kötüyü 2021’e bıraktık denebilir (3 nolu senaryo). Yakında yabancılar da 1 nolu senaryonun ihtimal dışı olduğunu anlayacaklardır.

Bu noktada her koşul altında vatandaşların acı reçeteyi zorla içeceklerini belirtmem gerek. İşsizlik yüksek düzeyini koruyacak ve toplumsal huzursuzluk artmaya maalesef devam edecek.

Bu yazı ParaAnaliz'den alınmıştır. Yazının orjinali için Tıklayınız

Kaynak : SGK Rehberi
5 liralık bıçaklar koronayı unutturdu
Müdür de yakalandı: 5 ayrı zarfta...
Tekirdağ Marmaraereğlisi Temizlik 10 İşçi Alacak
Hazine Bakanlığı'ndan 'vergi gelir payı' açıklaması
Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliğinde Değişiklik
Ak Partili Kurtulmuş: Bakanlar Soylu ile Gül arasında çekişme yok
Bilirkişilere nişanlı kriteri
Resmen açıklandı: Binalarda yağmur suyu toplama zorunlu olacak
Yazıcı: Berberoğlu kararı uygulanmalı
Altın neden yükselmiyor? Uzmanı kritik durumu açıkladı
Silici' operasyonunda 26 şüpheli tutuklandı
Prim borcu olanlara müjdeli haber Resmi Gazete ile geldi
Özel okullara ödenen ücretler artık geri alınacak
Adalet Bakan Yardımcılığına Yakup Moğul atandı
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'tan okullar için son dakika tatil açıklaması
AYM ve Danıştay üyeleri seçildi
Zam talep ettiler, yüz kızartıcı suçtan atıldılar!
Melih Gökçek hangi kapsamda aşı olduğunu açıkladı
S&P, Türkiye'nin kredi notunu 'durağan' olarak teyit etti
HSK, 3 ismi Danıştay üyeliğine seçti!
Yargıtay'dan emsal miras kararı!
İstinaf, Gezi Parkı olayları davasındaki 'beraat' kararlarını bozdu
Canlı yayında Berat Albayrak için çarpıcı iddia
Yüksek puan için ölüme gidiyorlar
Yargıtay: Çalışanına 'terbiyesiz' diyen patron tazminat öder
Uzmanların emeklilik yaş haddi 55 olacak
Bakan Selçuk, koruyucu aile sayısının 6 bini aştığını bildirdi
Zammın yarısı bir ayda eridi
Tosuncuk Mehmet Aydın Brezilya’da
Konya Çeltik Belediyesi 5 İşçi Alacak
27 yıl hapisle aranan hükümlü yakalandı
Danıştay Başkanı Zeki Yiğit'in annesi Nazikar Yiğit hayatını kaybetti
MEB, öğrenci nakillerini açıyor
Aşıda adaletsizlik dünyayı karıştırdı
Yalova Yerel Yönetimleri 1 İşçi Alacak
Makas atmak istedi, dükkana girdi
İçişleri Bakanı Soylu'ya, Gül'ün açıklaması soruldu
Son dakika: Gündeme oturan sır görüşmeyle ilgili detaylar ortaya çıktı!
CHP'li Öztrak'tan 'erken seçim' açıklaması

Benzer Haberler