Kamu yöneticisi ''ben yaptım oldu'' diyebilir mi?

Kamu yöneticisi ''ben yaptım oldu'' diyebilir mi?

Kamu yönetiminde yazılı olan ve olmayan kurallar ile etik ilkeler çok uzun zamana dayalı devlet geleneği çerçevesinde oluşmuş değerlerdir. Bu değerler kamu yöneticileri için pusula niteliğinde görülmeli ve sıkı sıkıya bağlı kalınmalıdır. Acemi idareciler için ilk bakışta buna ne gerek var şeklinde sorgulanan uygulamaların çoğu muhtemelen yıllar içinde elde edilmiş tecrübelerin sonucudur. İlke ve değerlerin temelinde çok değerli müşahhas uygulamalar, yaşanmış olaylar vardır.

Yönetim ve organizasyonun bilimsel ilkeleri ile kamu yönetimindeki genel esaslara baktığımızda da bir örtüşme olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Yetki ve sorumluluk denkliği, iş bölümü ve uzmanlaşma, hiyerarşik kademe sayısı, şeffaflık, hesap verebilirlik ve sorumluluk, adillik ve benzeri yönetim ilkeleri kamu yönetimi açısından etik ilkelerle birlikte hassasiyetle benimsenmiştir.

Kamu yöneticisinden beklenen belirttiğimiz yönetim ilkelerine ve etik kurallara bağlı kalarak yönettiği kurumu/birimi kurumsal hedeflerine ulaştırmak amacıyla çalışmasıdır. Bu noktada elbetteki esas olan kurumsal hedeflerdir. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, 'kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve kullanılması'nı yöneticiler açısından ilke olarak benimsemiştir. Kamu yöneticisinin bu hedeflere ulaşmak amacıyla karar alması gereken her durumda; ilgili mevzuata ve etik değerlere uygun, kişisel ve subjektif değerlendirmeler yerine objektif bilimsel esasları merkeze alan ve idarenin kurumsal performansını gerçekleştirmesini sağlayacak şekilde karar vermesi beklenir.

Bu uygulama ilgili mevzuata göre olmaz ama ben yaptım oldu ya da normalde etik ilkeler açısından yapılmaması gerekir ama bir yerde yasak olduğuda belirtilmiyor veya madem istediklerimi yapmıyorsun bende seni yönetim yetkilerimle cezalandırıyorum kabilinden yaklaşımlar iyi bir kamu yönetcisinin yaklaşımları olamaz, olmamalıdır. Çünkü yönetim kalitesinin zedelenmesi açısından bu tür yaklaşımların sonuçları bulunmaktadır.

Bu tür durumlara birçok başka örnek vermek mümkündür. Özellikle işe alım ilanlarında objektif olmayan kriterler belirlenmesi, kurumsal işler nedeniyle ilişki içinde bulunulan üçüncü kişilerle kişisel ilişkilerde bulunulması, subjektif değerlendirmeler ile izin, görevlendirme, görev değişikliği ve benzeri yönetim yetkilerinin cezalandırma aracı olarak kullanılması, uygun olmayan talimatların yerine getirilmemesinin cezası olarak mobbing yapılması gibi tasarruflar ne özel işletmelerde ne de kamu da olacak işler değildir. İyi yöneticiler, hata bekleyip cezalandırma yerine, performans ölçütlerine göre başarıları ödüllendirme yolunu tercih ederler.

Özellikle kamu yönetiminde ağırlıkla hizmete dayalı işler yapılmaktadır. Bu tür işlerde kurumsal performansın anahtarları; doğru bir organizasyon yapısı, iyi belirlenmiş kurallar ve bu kuralları uygulayacak liyakat sahibi ve iyi yönetilen insan kaynağıdır. Hizmetin kalitesi doğrudan personel ile ilgilidir. İşte bu noktada; kurumsal vizyona inanmış, donanımlı ve bilimsel esaslara göre yönetilen bir personel altyapısı hizmet kalitesini artırdığı gibi hedeflere ulaşılmasına da katkı sağlayacaktır.

Aksi takdirde kurumsal kariyer planı belirlenmemiş, başarılı işler yapması halinde dahi ödüllendirme umudu bulunmayan, kişisel değerlendirmeler ve objektif olmayan karar verme süreçlerinin hakim olduğu, kişisel ve kurumsal hedeflerin tanımlanmadığı ve ölçülmediği organizasyonlarda; çalışanları kurumsal vizyona inandıramayacağınız için başarı da bir hayal olarak kalacaktır.

Sadece bu kadar mı? Tabi ki hayır!

Bu tip kurumlarda çalışma barışını sağlamakta zorlaşmaktadır. Çalışanlar objektif performans hedefleri yerine dedikoduya yönelmekte, işler yerine birbiriyle uğraşmaya başlamakta, kariyer hedefleri için tehlikeli gördükleri başarılı kişileri aşağıya çekmeye başlamaktadır.

Bu durum ciddi bir organizasyon hastalığıdır. Tedavisi ise oldukça zordur.

Kamu yöneticilerinin elbetteki kurum adına karar alma ve takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak söz konusu karar alma yetkisinin dayanağı bir kamu yararı olmalıdır. Başka bir ifadeyle kamu yöneticisi aldığı her kararın arkasındaki kamu yararını ve bu yararın objektif dayanağını ortaya koyabilmelidir.

Kanun ve kurallara, etik değerlere uygun olmayan kararlar alma olarak özetleyebileceğimiz işler kamu yöneticisi açısından son derece sakıncalıdır. Bu tür yaklaşımlar performansın temel kaynağı olan çalışanların motivasyonunu, işe bağlılığı ve kurumsal performansı olumsuz etkilemektedir.

Bu kapsamda yapılan işler hem bu işleri yapanlara hem de temsil ettikleri kurumlara zarar verirler. Bu yöneticileri görevlendiren iradelerinde kendilerinden beklediği bu değildir.

Kamu yönetcileri 'ben yaptım oldu' diyemezler.

Kurallara, temel yönetim ilkelerine, etik değerlere ve kurumsal performasın gereklerine göre karar alma ve yönetmeleri bir tercih değil zorunluluktur.

Kişisel değerlendirmeler kamu yöneticisinin referans karar alma yöntemi olamaz. Subjektif değerlendirmelere dayalı karar alma sıklığı organizasyonun yönetilemediğinin en iyi işaretidir.

Durumu en iyi ifade eden şey ''mahkeme kadıya mülk değildir'' sözüdür. Bu söz içerisinde oldukça derin bir mana ifade etmekte olup anlattığımız konuların özetidir. Bulunduğumuz makamları sorumluluğu yüksek emanetler olarak görürsek yanlışa düşmeyiz.

Bu noktada kişisel ve kurumsal bir değerlendirme yapmıyoruz. Çünkü, bu anlamdaki değerlendirmeyi yöneticileri görevlendiren makamların yönetim sorumluluğu çerçevesinde yaptığını düşünüyoruz.

 
 
Bu makale 257 kez okundu